28 Ağustos 2018, Salı 9:32 | A+ | A-

YOL BİTMEZ AMA İNSANLAR HEP ÖLÜR

YOL BİTMEZ AMA İNSANLAR HEP ÖLÜR

YOL BİTMEZ AMA İNSANLAR HEP ÖLÜR

                Herkesin çocukluğunu geçirdiği bir sokak vardır. Asma yapraklarının pencerelerin yarısını örttüğü, küçük tekdüze evlerin oluşturduğu sokak… En azından bizim sokağımız böyleydi. Şehre göçmenin zorunluluk olduğu zamana gelinceye kadar ben de böyle bir sokakta büyümüştüm. Beni bu sokağa bağlayan ise bir zamanlar burada yaşayan insanları olmuştur. Hepsini o kadar derin incelemiştim ki. Çocukluktan geliyor insanlara uzun uzadıya bakıp hareketlerini ezberlemek, onların üzerine düşünmek…

                Çok anı biriktirdim, en çok da babaannem ve dedemle elbette. Mesela siz aşağı bağ yukarı bağ ne demek biliyor musunuz? Biz aşağı bağ deyince kurbağalı havuzu, yukarı bağ deyince üzümlerin olduğu yeri aklımıza getirirdik. Köyün aşağısında upuzun selvi ağaçlarının dibinde kurbağalı bir havuz vardı. Yosun tutmuş, yeşile bulanmış ama suyu buz gibi olan bir havuz. Bir kere dedem havuza gözlüğünü düşürmüştü de babaannemle yüreğimiz ağzımızda beklemiştik. Dünyayı görmek için o gözlüklere ihtiyacı vardı.

                Ne acı değil mi, dünyayı hem sevmemek hem de onu ölesiye görmek istemek. Hepimiz böyleyiz işte. Yakındığımız sitem ettiğimiz dünyayı iki saniye göremeyecek olsak ne yaparız? Sonsuz bir karanlıkta kalmayı kim ister ki? Dünya doyumsuz, insanları doyumsuz, dünya yalan bir efsunla sarılı. Ama biz sahte bir efsunu gerçek algılamaya çalışan bir yığınız işte hepsi bu. Gerçek efsunu bulup içimize nasıl düşüreceğiz bunu düşünmeli!

                Sokakta otururken biri geçince karşılıklı selam verilir, ayaküstü kısacık ama olması zorunluymuş gibi bir sohbet gerçekleştirilirdi. Yani şehirde kimsenin ruhunu kimse bilmez ama o sokakta herkes herkesin ruhunu bilirdi. Bana göre köydeki sokaklar ruhları tanımak ve bilmek için en ideal yerler. Yıllar geçti ve hâlâ böyle düşünüyorum.

                Apartmanda otururken sadece hayal gücümle başka ruhları bilebiliyorum ama o sokakta o insanların ruhunu öyle hissetmişim ki yaşayan herkesin içinde gibiyim. Şimdi bile bu o kadar güçlü ki. Ben çok küçükken karlı bir günde ölen Ali Amcayı hissedebilecek kadar, köyün deli bildiği ve o sokaktan sık sık geçen iki insanı en akıllı görebilecek kadar onları benimsemişim. Akşamüstleri bıçak dövme seslerine karışan sokaktaki insanların sohbetlerini hatırlayacak kadar, dedemin yaşam mücadelesine uzun bir yol gibi akıttığı nefes alma hortumunu dünyaya bağlanma sebebi ve her şeye rağmen yaşamanın güzelliği olarak görebilecek kadar çok benimsemişim. Geceleri bir sesle bölünen uykuyla tütün tarlasına giden ayakları biraz buruk hatırlayacak kadar ve böylece dünyanın hiç de hafife alınamayacak bir yer olduğunu anlayacak kadar benimsemişim.

                Ne kadar gidersek gidelim, ne kadar mücadele verirsek verelim hayat yolu hiç bitmiyor ama sonunda hep ölüyoruz. O sokak bana, yazdığım öykülerime çok şey kattı. Böylesine ruhunu hissettiren insanların yazılacak daha güçlü hikâyeleri oluyor sanırım. Şu an o insanların hiçbiri yaşamıyor ama olsun, onlar benim ölümsüz insanlarım…

.

               

 

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0
Yorum Yazın
yükleniyor

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yukarı çık