Denizli
05 Aralık, 2022, Pazartesi
  • DOLAR
    18.64
  • EURO
    19.74
  • ALTIN
    1076.7
  • BIST
    5009.18
  • BTC
    17255.913$

AİLE İÇİ ŞİDDET

27 Aralık 2021, Pazartesi 13:32
AİLE İÇİ ŞİDDET

Merhaba sevgili dostlar.

Bugünkü köşe yazımızı ülkemizin ve diğer dünya ülkelerinin kanayan yaralarından biri olan ''Aile İçi Şİddet'' konusuna ayırmak istedik.

Öncelikle; ailede şiddete uğrayanların tüm yasal haklarını kullanması en doğal hakkıdır ve ruh ve beden sağlığı açısından da zorunludur. Mağdurların korunması ve kollanması ise devletin görev ve sorumluluğu olarak yasalarda belirtilmiştir.

Sorun(lar) ne olursa olsun, AİLEDE ŞİDDETİN BAHANESİ YOKTUR...!!!

Aile, toplumu oluşturan yapı çekirdeklerinin merkezi ve en önemli birimidir. Kısaca, toplumun temelidir. Bu temel ne kadar sağlıklı ve güçlü olursa, toplum da o kadar sağlıklı ve güçlüdür.

Aynı zamanda aile, bireylerin yaşadığı her türlü sorun için en güvenilir ve sağlam sığınaktır. Kişiye özel olup da toplumsal alanda gizlilik (mahremiyet) gerektiren tüm sırlar için en doğru limandır.

Bu bağlamda aile içi şiddetin nedenlerine ve sonuçlarına girerken öncelikle şiddetin konumuzla ilgili olarak bir tanımını yapalım; Şiddet, ''ailede, fiziksel ve ekonomik anlamda üstün konumda olan kişinin, kendisinden daha güçsüz ve zayıf durumda bulunan diğer aile birey(ler)ine karşı çoğunlukla fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel olarak uyguladığı baskı, kaba kuvvet, saldırı ve sözlük anlamıyla zorbalık'' diyebiliriz. Eşler arasında gerçekleşen şiddet olaylarında, ataerkil toplum gelenekleri nedeniyle en fazla şiddet uygulayan taraf gücü elinde bulunduran erkeklerdir. Ve en çok şiddete uğrayanlar ise kadınlar ve çocuklardır.

Şiddet uygulayanlar çoğunlukla, özgüven sorunu yaşayan, empati duygusu eksik, karşısındakini kaybetme korkusu taşıyan zayıf kişilikli ve yetersizlik duygusu olan insanlardır. Bu kişiler için halk arasında ''Elin iyisi, evin delisi'' sözü de kullanılmaktadır. Çünkü bu insanlar ailesine uyguladığı şiddetin tam tersini sosyal çevresinde sergiler, onlar tarafından oldukça sevecen ve yardımsever olarak tanımlanırlar. Ailesine birincil değeri vermesi gerekirken, çevresine değer verir ve evde bir anlamda terör estirir. Unutulmamalı ki; şiddet gören hiç kimse mutlu değildir, şiddet gördüğü için keyif almıyordur. Eğer şiddet gören taraf için bunun tam tersi bir durum sözkonusu ise, o kişinin psikolojik rahatsızlığı olduğu söylenebilir.

Şiddetin gerçekleşmesinin birçok nedeni vardır. Bunların en önemlisi evlilik önces tutumların başında gelen ''Gereksiz ya da abartılı hoşgörüdür''. Çünkü, taraflar, evlilik öncesi birbirlerine şakayla karışık ''Manyak, salak, geri zekalı, odun vb.'' söz ve yanlış davranışlarda bulunur. Bu dönemde bunlar genellikle normal karşılanır ve belki de sessiz kalınır. Ama taraflar bu yanlışları karşılıklı olarak yaparlarsa, kendisine yapılmasına izin verirse, normal karşılarsa ya da sessiz kalırsa, evlendikten sonra bu söz ve davranışların daha da ağırlarını ve tiksindirici olanlarını yaşayacaktır. Bu sözlerin yanında el şakaları da varsa, bu da aslında fiziksel şiddetin habercisidir.

Ayrıca, şiddet uygulayanların birçoğunun çocukluğunda aile içinde kendisine ya da başka bir aile birey(ler)ine şiddet uygulanması nedeniyle oluşan kişilik bozukluğu (ki, çocuk, kendisine uygulanan ya da çevrede gördüğü şiddet nedeniyle bu yanlış davranışın normal olduğunu düşünecek ve uygulamakta bir sakınca görmeyecektir), iletişim bozukluğu, davranış bozukluğu, kıskançlık, öfke kontrol sorunu, ailede kendi üstünlüğünü kabul ettirme (iktidar) ve uyguladığı baskıyı normalleştirme çabası, kumar, alkol ve madde bağımlılığı gibi nedenleri sayabiliriz.

Ataerkil toplumlarda, yaşam kültürü ve gelenekler nedeniyle ailede yaşanan şiddet olayları, ne yazık ki çoğunlukla gizli kalmaktadır.

Aile içi şiddete toplum olarak çoğunlukla ''Karı koca arasına girilmez, bugün döver yarın sever, burada dövüşür yatakta barışır, bugün kötü olurlar yarın iyi olurlar, boşver sen karışma, ...'' türünden söylemlerle ne yazık ki tepkisiz kalınmaktadır. Bazen cinayet noktasına varan bir felaket olmasına karşın, toplumun büyük bir bölümü böyle düşüncelerle şiddeti adeta desteklemektedir. En büyük suç ve vicdansızlık da budur. Eşine şiddet uygulayan bir erkeğe ''Senin kızın var ve çok seviyorsun, eğer kocası ona şiddet uygularsa ne yaparsın'' diye sorunca aldığımız şok edici yanıt şudur; ''Kızım hata yaparsa dayağı hak etmiştir, kocasıdır, ister döver ister sever...!!!'' Ve acıdır ki, toplumun içinde böyle düşünen çok var...!!!

Çocuklara uygulanan şiddette ise toplumsal bakış açısıyla ''Kızını dövmeyen dizini döver, anne baba döver de sever de ve dayak cennetten çıkmadır'' gibi insanlık, vicdan ve mantık dışı yaklaşımlar sergilenmekte ve hatta vicdanların kabullenemediği bu davranışa ''toplum dayanışmasıyla (!)'' çanak tutulmaktadır. Unutmayın; yemek yemek istemeyen çocuğa zorla ve darp ederek yemek yedirmek çocuğa uygulanan şiddettir. Çocuğun oyun oynama ihtiyacına engel olmak, ihmal etmek, bağırıp çağırarak korkutmak, zorla bir şeyler yaptırmak çocuğa uygulanan psikolojik şiddet türlerindendir.

Ailede eşlerden birinin diğerine, çocukların birbirine ya da anne veya babanın çocuğa karşı şiddet uygulaması, çok sık görülen antisosyal kişilik ve ileri derecede davranış bozukluğudur. Unutmamak gerekir ki, çocuklar şiddeti öncelikle aile büyüklerinden öğrenir. Yukarıda belirttiğimiz gibi, şiddeti uygulayan taraf ya çocukluğunda öyle ortamlarda bulunmuştur ve şiddete tanık olmuştur, ya da kendisi doğrudan şiddete uğramıştır.

Bu koşullarda büyüyen bir çocuğun yetişkinliğinde kuracağı ailede şiddet uygulamayacağının bir güvencesi yoktur. Şiddet, kendisine uygulanan kişide fiziksel olarak yaralanmaya, ölüme ya da psikolojik sorunlara neden olur.

Şiddeti; fiziksel, psikolojik, cinsel (taciz ve tecavüz), ekonomik gibi türlere ayırabiliriz. Bunlara ek olarak toplum genelinde kabul görmeyen, affedilmeyen ama ne yazık ki diğer şiddet türleri gibi çoğunlukla gizlenen, oldukça ağır bir şiddet türüne değinmeden geç(e)meyeceğiz; çocuğa uygulanan cinsel istismar, ki şiddetin en ağırıdır. Bir başka deyişle ''Ensest şiddet''... Ailede kardeşler arasında, anneye, babaya, amcaya, halaya, teyzeye, dayıya, dedeye, nineye, yeğene, toruna, geline, kaynanaya, damata uygulanan sapıkça saldırıdır. Bu cinsel sapkınlık, hem fiziksel ve hem de psikolojik olarak akıl sağlığı yerinde olan insanların mantığının ve vicdanının hiçbir zaman kabullenemeyeceği, uygulayanın en ağır cezaya çarptırılması gereken özel bir konudur. Şiddet türünün en ağırıdır ve asla affı ol(a)maz (olmamalıdır). Kesinlikle gizlenmemesi gerekir. Ki, ensest şiddetin yaraladığı kişi sadece o sapıkça saldırıya uğrayanın kendisi değil, tüm aile ve toplumdur.

Şiddete uğrayanlarda değersizlik, içine kapanıklık, güvensizlik, yalnızlık hissi, sürekli korku, panik, aşırı ürkeklik, sık sık ağlama krizleri, suskunluk, sosyal ortamlardan uzaklaşarak çok az insanla iletişimde bulunma, öfke patlaması, tükenmişlik ve yorgunluk, baş dönmesi, bıkkınlık, uyku bozukluğu gibi davranışlar görünür. Ayrıca, insanlara güven duyma ihtiyacı ve çabası nedeniyle zarara uğrama tehlikesi de önemli bir sorundur. Bunların ötesinde intihar vakaları da acı sonuçlardan biridir.

Şiddete uğrayanlara bazen en yakınları ve çevresi yanlış öğütler vermekte ve yanlış yönlendirme yapmaktadır, ki bu da çevrenin kişiye uyguladığı şiddettir. Çevre, ''Aman boşver bir yerin mi eksildi, çocukların var idare et, ayrılırsan sürünürsün, milletin diline düşersin, hepimiz az çok aynısını yaşıyoruz, iki tokat yiyince sanki öldük mü, kır dizini otur, …'' diyerek şiddeti normalleştirmekte ve yanlışa açık destek vermektedir. Hatta eşleri barıştırma çabası konusunda bazı insanlar yarış etmektedirler. Eğer barışma gerçekleşmez ve şiddet gören taraf ayrılacak olursa, ayıplanmakta ve suçlanmaktadır.

Şiddet türlerine örnek olarak şunları verebiliriz; fiziksel şiddet, manipule etmek, koşullu sevgiye zorlamak, bağırıp çağırmak, sövmek (küfretmek), aşağılamak, yalan söylemek, ekonomik baskı uygulamak ve sıkıntı yaşatmak, özür dilenmesine ve bir daha olmamasına rağmen geçmişte yapılan yanlışları sürekli tekrarlayarak bezdirmek, bir günü aşan uzun süreli küskünlükler, iğnelemek, dalga geçmek, ciddiye almamak, baskı uygulayarak ev ortamını germek, sürekli eleştirmek, kişiye kendisini değersiz ve yetersiz hissettirmek, özel alan ve özel zaman ihtiyacını gidermemek, cisim fırlatmak, eşyaya zarar vermek, korkutmak, üzerine yürümek, başkalarının yanında şakayla karışık olsa bile küçük düşürerek onurunu incitmek, özele saldırı türlerinden biri olan özel eşyaları izinsiz olarak karıştırmak, şüphe duygusu veren ''Senden şüpheleniyorum'' gibi söz ve davranışlarda bulunmak, eşin kendisini geliştirmek adına uğraşı edinmesine engel olmak, koşullar yerindeyse eşin çalışmasını ve üretim yaparak kendisini ruhsal olarak iyi hissetmesini engellemek, barınma, giyinme, eğitim ve beslenme ihtiyaçlarını yeterince ya da hiç karşılamamak, eşi cinsel uzaklıkla cezalandırmak, kazancı varsa elinden almak, ifade özgürlüğünü engellemek, sorunların çözümü ve evlilik sağlığı adına atılması gereken adımları atmaktan kaçınarak ''Bende sorun yok, tüm sorun sende'' diye eşi suçlamak, ...

Şiddetin sona ermesi için, şiddet uygulayan taraf kesinlikle uzman desteği almalıdır. Eğer bu şekilde değişime yanaşmıyorsa, yeterince çaba göstermiyorsa ya da şiddet uygulamaya devam ediyorsa o evliliğin sürdürülmesi doğru değildir. Şu da var ki; şiddet uygulayan taraf söz vermekle ve ''Değiştim, bir daha asla sana bu kötülüğü yapmayacağım, güven bana'' gibi sözler söyleyerek karşısındakini güven duyma konusunda manipule etmeye çalışabilir, ama hepimizin bildiği gibi, bugünden yarına kişi değiş(e)mez. Değişim, uzun bir süreçtir.

Eğer şiddet nedeniyle kısa ya da uzun süreli ayrı yaşama durumu söz konusu olursa, şiddet uygulayan taraf kendince tamamen samimi ve iyi niyetli olarak evliliğin devamını sağlamak amacıyla söz ve davranışla karşı tarafı ikna etmeye çalışır, çaba harcar ve karşı taraf kendisinden düşünmek için zaman ve anlayış beklediğini belirtmesine rağmen bu ikna çabaları devam ederse, bu da doğrudan baskıdır ve psikolojik şiddete girer. Çünkü, ayrı yaşamaya başlayan mağdurun deyim yerindeyse özgürlüğe alışması, kendi ayakları üstünde durarak karşı tarafa ihtiyaç duymadan yaşama gücü kazanması ve huzura alışması, şiddet uygulayan tarafın bir anlamda işine gelmeyecektir. Burada amaç belki de ''Gözü açılmadan (!) giden tarafı eve döndürmek'' olabilir. Halbuki, şiddet yaşanmış bir aile ortamının tekrar güvenli olduğunun kanıtlanması gereklidir.

Unutulmamalıdır ki, şiddetin olduğu ailede huzur ve mutluluk asla yoktur. Yaşanan acıların iyileşebilmesi için göze alınması gereken sürecin ne kadar zorlu ve uzun olduğunu sanırız ki anlatmaya gerek yoktur. O nedenle şiddet asla geçiştirilmemeli, önemsenmeli ve yok sayılmamalıdır.

Şiddet, evliliğin, aile hayatının ve mutluluğun zehiridir, sevgi ise panzehirdir.

Saygıyla, sevgiyle, güvenle, sağlıcakla ve mutlu kalın, hoşça kalın değerli dostlar.

RESİTAL AİLE – EVLİLİK VE İLİŞKİ DANIŞMANLIĞI

Ailevi ve bireysel konularda her türlü sorunlarınızın çözümü için yardıma hazırız.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.