Denizli
05 Aralık, 2022, Pazartesi
  • DOLAR
    18.64
  • EURO
    19.61
  • ALTIN
    1063.1
  • BIST
    4962.25
  • BTC
    17096.627$

ELEŞTİRİ DİLİ VE KÜLTÜRÜ - ''BEN OLSAM…''

24 Ocak 2022, Pazartesi 13:48
ELEŞTİRİ DİLİ VE KÜLTÜRÜ - ''BEN OLSAM…''

Merhaba sevgili dostlar.

Havalar soğuk olmasına rağmen umuyorum ki, kar güzelliğini, kar beyazlığını ve kar temizliğini doya doya yaşıyorsunuzdur.

Hava sıcaklığı eksilerde gezinirken, üşümemek için nasıl sıkı giyinmek gerekiyorsa, insan davranışları konusunda eleştiride kullandığımız dile de özen göstermek ve ilişkileri üşütmemek durumundayız.

Eleştiri yaparken karşımızdaki kişiyi ya da konuyu aşağılamadan, saygıya ve empatiye olabildiğince özen göstererek yapıcı bir dil kullanmak en doğru yoldur.

Eleştiri (TDK): Bir insanı, bir yapıtı, bir konuyu, doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek ereğiyle (amacıyla) inceleme işi, tenkit, kritik.

Az gelişmiş toplumlarda eleştiri denince akla yıkıcı eleştiri geliyor.

Eleştirmek işi, tenkit (TDK): Ben daha iyisini yapabiliyorsam eleştirmeye hakkım vardır.

Bu yazıda kişiye yönelik eleştiri nasıl olmalı/yapılmalı ya da nasıl olmamalı/yapılmamalı gibi ayrıntılara kısaca değineceğim.

Öncelikle eleştirilen konu, hizmet ya da ürün (sunum, kitap, film, resim vb.) hakkında yeterli bilgi ve birikim sahibi olmak, gelişme sürecini, ayrıntılarını, hazırlık ve işleyişini iyi bilmek gerekmektedir. Yani  ezbere eleştiri yapmaktan kaçınmak en doğru yaklaşımdır.

Eleştiri, olumlu ve olumsuz olmak üzere iki türlüdür. Olumlu eleştiri ''kişinin gelişimine katkı sağlarken'', olumsuz eleştiri ''özgüven eksikliğine ve bazen de çöküntüye'' neden olur.

Eleştiriye başlarken niyetin kesinlikle kötü olmadığı, alçakgönüllülük ve samimiyet içerdiği söz ve beden dili ile karşı tarafa önceden gösterilmelidir.

Kullanılan dil samimi ve profesyonel olmalı ve her şey özenle mantık süzgecinden geçirilmelidir. Yapılan eleştiri; yeterince açık, ayrıca akıl ve mantık sorunu olmayan herkes tarafından da rahatlıkla anlaşılabilir olmalıdır.

Unutulmamalıdır ki; yapılan her eylemin eleştirilecek bir yanı olur. Ne bütünüyle kötüdür, ne de olağanüstü iyidir.

Eleştiri; yapıcı, yol gösterici, cesaret verici, tarafsız ve tatmin edici olmalı, kişi/ler/in gelişimine katkı sağlamalıdır. Ancak ne yazık ki karşı tarafa üstünlük kurmak amacıyla, yıkıcı ve cesaret kırıcı söz ve davranışlarla yapıldığına tanık oluyoruz.

Eğer eleştiren kişi; ''Bu böyle yapılmaz, beğenmedim, çok kötüydü, hiç güzel olmadı, sen bunu beceremeyeceksin, başarısızsın, berbattı, mahvettin her şeyi, hiç çalışmamışsın, yapamadın, edemedin, bu ne böyle, ben olsam …'' şeklinde uygun olmayan alaycı ve itici bir dil kullanırsa, -ki bu sözlerin sahibinin beden dili ve ses tonu sözlerinin paralel yansımasıdır- karşı tarafı aşağılamış, nefret ve öteleme dili kullanmış olur ve bu dil kişiyi çok incitir.

Eleştirilen kişiyi cesaretinden dolayı takdir etmek ve niyetini övmek çok yerinde bir yaklaşım olur. Örneğin; "Çok cesursun, seni takdir ediyorum, harika bir sonuç elde etmişsin, başardığını görmek beni mutlu etti vb." gibi bir dil kullanmalı ve beden diliyle de bunu göstermelidir.

Eleştiri; ''kötüleyici değil, övücü'', ''köstek değil, destekleyici'' olmalıdır. Çünkü, her başlangıç ya da işleyişte her zaman beklenmeyen sorun/lar ortaya çıkabilir. Bu yüzden hayatın her alanı için geçerli olan on bin saat kuralının ne olduğunu bilmek gerekir.

Nedir bu on bin saat kuralı; bir konuda ya da bir meslekte uzmanlaşmak için o konu ya da meslekte severek ve isteyerek en az on bin saat çalışılması gereklidir. Bu süreyi ardında bırakan kişi o alanda uzmanlaşmış olur. Ama belirttiğim gibi; bunda ilk koşul ''mesleği sevmektir''.

Eleştirilen konu ya da kişi ile empati kurulması (ne yazık ki genelde yapılmıyor), doğru ve saygılı bir eleştiri için olmazsa olmazdır. "Ben olsaydım şöyle yapardım, böyle ederdim, şöyle yazardım, böyle çizerdim, şöyle uçardım, böyle kaçardım (!) vb." gibi moral bozan ve isteksizleştiren sözler yapıcı olmadığı gibi yıkıcıdır da.

Eleştiri, bir parça da ''yargılamadır''. Ama eleştiri ne yazık ki genellikle ya suçlama ile karıştırılıyor ya da doğrudan eleştirilen taraf suçlu sandalyesine oturtularak bir anlamda müebbet ya da idam hükmü verir gibi davranılıyor. Sivri dilli olmak ya da can yakmak doğru bir eleştiri yaklaşımı değildir. Ne yazık ki saldırı şeklinde yapılan sayısız eleştirilere her zaman ve her yerde tanık oluyoruz.

Eleştirirken kullanılan ses tonu sert ve korkutucu değil, yumuşak, samimi, ruh okşayıcı ve cesaret verici olmalıdır.

Yüzdeki içten gelen gülümseme, eleştirilen kişiye karşı kullanılacak en doğru beden dilidir.

Eleştirilen kişiye konuyla ilgili olarak o an ne hissettiğini sormak, duygu durumunu öğrenmek çok yerinde ve samimi bir adım olur.

"Acaba ben yapabilir miydim?" diye akıl ve duygu süzgecini kullanmak da doğru yaklaşımlardan biridir. ''Senin yerinde olsam şöyle bir yol izlerdim'' derken sergilediğimiz yaklaşım çok önemlidir.

Eleştiri yaparken şunu unutmamak gerekir: Eleştirinin amacı; konuyu, ürünü ya da kişiyi mevcut konumdan daha üstün bir konuma çıkarmak olmalıdır.

Eleştiri; bir çeşit kültür ve yaşam biçimidir. Kesinlikle ''psikolojik bir linç'' olmamalıdır.

Gelecek hafta bir başka konuda sizlerle buluşmak dileğiyle, saygıyla, sevgiyle, güvenle, sağlıcakla ve mutlu kalın, hoşça kalın değerli dostlar.

RESİTAL AİLE – EVLİLİK VE İLİŞKİ DANIŞMANLIĞI

Ailevi ve bireysel anlamda her türlü sorunlarınızın çözümü konusunda destek almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz. Her zaman yardıma hazırız.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.