Denizli
05 Aralık, 2022, Pazartesi
  • DOLAR
    18.64
  • EURO
    19.74
  • ALTIN
    1076.7
  • BIST
    5009.18
  • BTC
    17255.913$

GELİN - KAYNANA ÇATIŞMASI

20 Aralık 2021, Pazartesi 17:05
GELİN - KAYNANA ÇATIŞMASI

Merhaba sevgili dostlar.

Bugünkü köşe yazımızın konusu başlıktan da anlaşılacağı üzere yine aileyi ilgilendiren, toplumda çok önemli yeri olan ve aile yaşantılarında hem dini, hem insani, hem vicdani ve hem de kültürel yaşamda etkili olan gelin – kaynana çatışmasıdır. Oldukça geniş bir konu olduğu için anahatlarıa kısaca değineceğiz.

Çok önemli bir noktayı hemen belirtmekte yarar var; ne bütün kaynanalar ne de bütün gelinler geçimsizdir diyemeyiz.

Konuya girerken öncelikle ''Kaynana ve gelin'' sözcüklerinin kökenine ve anlamlarına bir göz atalım:

"Kaynana (Kayın ana – anne – kayınvalide)"; Yaşı ve bilgisi oturmuş, yaşam deneyimleri ile gençlere örnek olan saygıdeğer kadına denir.

"Kayın" sözcüğü; erkeğin / kadının eşinin erkek kardeşine verilen addır (Kayınbirader). Zamanla bu sözcük önce kadınana şeklini almış ve sonradan kaynana olarak değişmiştir.

''Gelin'', evlenmek üzere hazırlanmış, süslenmiş veya yeni evlenmiş kadına denir. Bir kadın nişanlandığı andan itibaren erkek evi tarafının gelinidir.

"Kadınana (Kaynana)", gelininin bakış açısına göre normal koşullarda öz annesi kadar değer verdiği ikinci annesidir. Çünkü gelin; kocasına duyduğu sevgi ve saygıdan dolayı kocasının annesine dört elle sarılır, öz annesine davrandığı gibi davranır. Ki aslında istisnalar dışında öyle de olmalıdır.

Ama bazı kadınanalar gelinlerine, bazı gelinler de kadınanalara öyle acılar çektirir ve haksızlık yapar ki, zaman içinde birnirlerinden nefret etme noktasına gelir. Gelin, kadınanayı kocasının annesi olarak değil de, kendinden uzak tutma adına kayınbiraderinin annesi tanımlamasıyla kaynana diye adlandırır. Kadınana ise gelini el kızı olarak tanımlar.

Tarihsel gelişime bakınca görüyoruz ki, "Kadınana" sözcüğünü "Kayınana" olarak kullanmaya başlar. Ve zaman içinde bu sözcük değişime uğrayarak "Kaynana" biçimini alır. O nedenle yazımızda buradan başlayarak kaynana sözcüğünü kullanacağız.

Çok bilinen ve toplumun bir kısmının gülünç olduğunu düşündüğü, bir kısmının da hiç de gülünç olmadığını söylediği, hatta saygısızlık olarak adlandırılan bir dörtlük var:

Kaynanayı ne yapmalı,

Kaynar kazana atmalı,

''Yandım gelin'' dedikçe,

Altına odun atmalı...!!!

Şimdi gelelim gelin-kaynana çatışmasının nedenlerinden bazılarına:

Rekabet, kıskançlık, inatlaşma ve istediğini yaptırma.

Bunların hangi taraftan geldiği de aslında çok önemli değil. Önemli olan, toplu huzuru sağlamak ve çiftlerin aile hayatının zarar görmemesidir.

Kaynana, yıllardır bakıp büyüttüğü, evlenecek yaşa getirdiği oğlunu çok seviyordur ve oğlunun sevdiği kadınla evlenip mutlu olmasının ister. Bu amaç uğruna yapması gereken en önemli şey onlara destek olmaktır. Evlilik öncesinde oğluyla konuşmalı, oğlunun ve gelininin evlilik için yapacağı alışveriş dahil olmak üzere hiçbir konularına karışmayacağını, tek istediğinin onların mutluluğu olduğunu, eğer anneleri olarak kendisine ihtiyaç duyarlarsa her zaman imkan dahilinde onların yanında olacağını söylemelidir.

Kaynana, oğlunun ve gelininin arasına girmemeli, onların yanlarında olmalıdır. Gelin de kaynanasına karşı saygıyı elden bırakmamalıdır.

Çocuklar bazı oyuncaklarıyla çok severek oynar. Bu bağlılıktır ve normaldir. Ama bir oyuncağını yanından hiç ayırmak istemezse, hatta her gittiği yere götürürse, o oyuncağa bağımlıdır. Kaynana da oğluna bağlı ise, ki her anne için oğul ya kız farketmez çocuğuna bağlıdır, bu normaldir. Ama eğer tıpkı oyuncağından ayrılamayan çocuk gibi gibi oğluna karşı bir bağımlılığı varsa, tehlike çanları çalıyor demektir. Kaynana, oğlunu yani oyuncağını elinden almış gibi geline karşı kızgınlık ve öfke besler.

Gelin, kocasının damak tadını kaynanası gibi bilmez, ama kaynana bilir. Çünkü, oğlu evleninceye kadar oğlunun hangi yemeği nasıl sevdiğini vb. her şeyi en ince ayrıntısına kadar öğrenmiştir. Bir başka deyişle oğlu, annesinin yaptığı yemeklere alışmıştır.

Gelin kaynanasına bu konuda teşekkür etmeli, ayrıca kaynanasından bu konuda destek istemelidir. Kaynana da bu desteği geline vermeli ve oğlunun damak tadı hakkında onu bilgilendirmelidir, ama bazen bu gerçekleşmez.

Torun doğduktan sonra babaanne olan kaynana, torununun yanında kalmasını çok ister, ama asla ısrarcı olmamalıdır. Çocuk ise annesi ve babası tarafından belli bir düzen ve disiplin içerisinde bakılmakta ve eğitilmektedir. Babaanneler çoğunlukla bu konuya pek özen göstermezler ve çocuğu aşırı şımartarak alışkanlıklarının ve günlük yaşam düzeninin değişmesine neden olurlar. Eğer gelin ve kaynana arasında sorun varsa, çocuğun annesine karşı saygısının da kaybolduğu görülmektedir. Çocuk annesine döndüğü zaman aynı şımartılmayı anneden de isteyecek ve eğer anne bu istekleri yerine getirmezse, çocuğu ile aralarında sorun çıkacaktır. Gelin-kaynana çatışması olan ailelerde bu tür zorluklar ve sıkıntılar ne yazık ki kaçınılmazdır. O nedenle gelin, eğer arada çok yıpratıcı ve aşağılayıcı sorunlar yaşanmadıysa ve kendince sakınca görmüyorsa, çocuğuyla kaynanasının evinde kalabilir. Ki bayramlarda ve özel günlerde bu davranış oldukça önemlidir.

Bu ve benzeri konularda gelinin kocasının tavrı oldukça önemlidir. Eğer erkek eşini zorlar ve eşinin istemediği ama annesinin istediğini yaptırırsa, gelin hem kocasına hem de kaynanasına karşı kızgınlık ve öfke biriktirir. Bazen de belki kocasıyla tartışmamak ya da onun üzülmemesi için onu kırmamak amacıyla bazı istekleri kabul eder, ama mutsuz olur. Bu durumda ise gelin ve kocası arasında çeşitli sorunlar oluşabilir. Çünkü gelin, kendi özel aile alanına saldırıda bulunulduğunu ve kocasının kendisine saygı duymadığını, değer vermediğini, söz söyleme hakkının elinden alındığını, dolayısıyla belki de kocası tarafından sevilmediğini düşünecektir. Bu durumda doğal olarak karı koca arasında sorun(lar) meydana gelir ve bu sorun(lar) ailenin huzur ve mutluluğunun bozulmasına neden olur. Erkeğin yapması gereken, birincil aile olarak kendi ailesine öncelik vermesidir. Tabii ki annesi ve babası özeldir ve eşiyle kendi ailesi arasında asla sorun yaşanmaması için denge kurucu olarak yükü omuzlamalıdır. Ama bazı söylemlerde olduğu gibi ''Erkeğin kenara çekilmesi ve karışmaması'' gibi bir durum söz konusu olmamalıdır. Çünkü eşi kadar o da sorumluluk ve görev üstlenmelidir.

Kaynana, gelini ile oğlunun huzurlarının kaçmaması için gelininin çok da önemli olmayan yanlışlarını ve eksiklerini kışkırtmak ya da dert yanma amacıyla oğluna anlatmamalıdır. Örneğin; ''Telefonla çok konuşuyor, dizi izliyor, evi iyi temizlemedi, yemeği geç pişirdi, … (!)'' gibi. Gelin de aynı şekilde kaynanası hakkında kocasıyla olumsuz ve gereksiz konuşmalara girmemelidir.

 

Kaynana, gelin için bir annedir ve ona hakettiği saygıyı göstermelidir.

Oğlunun evlilikten itibaren artık onun da ayrı bir evi ve ailesi olduğunu, kendi yaşamlarıyla ilgili kararların ve yaşam tarzlarının belirleyicisinin kendileri olduğunu kabullenmelidir.

Gelin ve kaynana tek taraflı ya da karşılıklı şekilde çevrelerindeki insanları kullanarak birbirlerinin açıklarını aramamalıdır. Çünkü gelin kaynananın kızı gibidir, kaynana ise gelinin annesi gibidir. O yüzden saygı asla elden bırakılmamalıdır.

Sevgili dostlar, oldukça geniş olan bu konuya kısacık değindik. Herkes için geçerli ve önceliği olan değer mutluluktur. Mutlu aile ve mutlu toplum için çiftler ilk ailelerine saygı duymalı, önem vermeli ve özen göstermelidir.

Gelin, kaynanası için evlat, kaynana ise gelin için annedir. İstisnalar kaideyi bozmaz.

Mutluluk dolu bir yaşamınız olması dileğiyle sağlıcakla ve sevgiyle kalın.

RESİTAL AİLE – EVLİLİK VE İLİŞKİ DANIŞMANLIĞI

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.