NERMİN AYDURAN

NERMİN AYDURAN

Mail: [email protected]

‘‘İşte Öyle Bir Şey’’

‘‘İşte Öyle Bir Şey’’

Hani yıldızlar yanıp sönerken

Hani bir yıldız kayar da insan

Hani bir telaş duyar ya birden

İşte öyle bir şey

 

Erol Evgin’in Çiğdem Talu imzalı şarkılarını dinliyorum bu sıralar. Çok severim. Anılar huzmesinde nasıl da parlar yıldızlar. Gökyüzünden gözlerimi çekmeyesim gelir. Hele ki dolunay da bütün ışıltısıyla şahlanmışsa değmeyin keyfime!

Geçen geceydi, dolunayın bütün dikkatleri kendine çektiği zamanlardı. Gecenin ilk saatlerinde, gözbebeklerim ona bakarken kamaşıyor, bulutlar ve dolunay birlikte dans ediyorlardı. Bulutların gölgesiyle bir görünüp bir kaybolan dolunayın o akşamki görüntüsü dünyayı cezbediyordu. Astrologların dolunaydan önemli ve özel diye bahsettikleri gecelerdendi sanırım. Canlılarda bıraktığı enerjisi, sürecek olan etkileri gibi çeşitli ritüellerle karşılaşıyorsam da ben bildiğimden şaşmıyorum. Balkonda ona doğru tam hizasına gelecek şekilde başımı kaldırıpsihirli bir küreymişçesine perili anlamlar yükleyip izliyorum. Mutlu ve huzurlu olmanın en cazip, en kolay anları bunlar, ne müthiş hislerle tanışıyorum her defasında ve her defasında ilk kez kokluyormuşçasına havadakiilkbahar serinliğini soluyorum. Sonra, geceyi boyayan siyahın tonunu inceliyorum. Eskiden de İzmir’de, özellikle yazları,balkonda çok zaman geçirdiğimiz yılları hatırladığımda, o gecelerinsiyahıyla şimdiki siyahı kıyaslayasım geliyor.Sonra dolunayı, sonra yıldızları, sonra…

İçimden şarkıdaki gibi,işte öyle bir şey, demek geliyor. Diyebiliyorsam ne ala! Ne çocuklukmuş ne geçmişmiş bizimkisi. Seksenler. Ne meşhur şimdilerde. Seksenlere ait her ne varsa rağbet görüyor. İlgi had safhada. Televizyonda izlenen diziler, programlar, yarışmalar, filmler… Radyo saatleri, TRT Radyo’sunun tüm programları:Tiyatrosuyla, müziğiyle, dillerden düşmeyen ama hakikaten de buna fazlasıyla layık olan anıtsal ünüyle, evlerden nağme nağme yükselen yerli ve yabancı pop şarkıların, hatta arabeski arabesk yapan sanatçıların, gazinoların, gösterişli kıyafetlerin, baloların ya da özenilen ve de met edilensadeliklerin, komşulukların,arkadaşlıkların, okulların veo yıllarda yaşanılanlara olan imrentinin bunca benimsenmesiyle seksenli yıllar birçoğumuzun izlenimlerinde olumluluklarıyla farklılaşıyor.

Yaşayan bilir sözü ne doğru. O zamanların kahramanları olarak seksenlerdeki yaşama tanıklık etmemiz ise bizleri hem duygusallaştırıyor hem deşimdiki zamanlakarşılaştırma yapabilmemizi sağlıyor. 1980 -1990 arasındaki on yıl, yani on yaşımdan yirmi yaşıma değin, dünyayı anlama ve gelişme dönemimdi. Tabii pek çok şeyin farkında da olamadığım yaşları bu süre zarfında geride bıraktım. Ne çok duygu geçişleriyle; güldük, ağladık, serpildik, büyüdük…

Yeni nesil, videolardan, fotoğraflardan izliyor seksenleri. Filmlerden, dizilerden, belgesellerden görüyorlar. Anlatılanlardan, şarkılardan, sanatçılardan duyuyor öğreniyorlar. İçin için -bizler de o zamanlarda yaşasaymışız! - diyenler günden güne çoğalıyor.

Zaman ne kadarvefasıznekadar masal! Her geçen yıl bir öncekini aratıyor. Nedense - her şeyiyle; geçmişi, şimdiyi ve geleceği sorguluyoruz.

Bir aydır karantinadayız. “Bugün de düşündük şükürler olsun!” demiş geçen gün birisi.Sosyalmedyada yazılanlar, paylaşılanlar, videolar öyle çok ki! Güldürenini mi düşündürenini mi sinirlendirenini mi ararsın, hepsi parmak dokunuşumuzla gözlerimizin önünde. Bazılarına gülüyorum, bazılarına hayretle bakıyorum. İnsanlarımızın mizah yeteneğine şaşırmamak imkânsız!

Bu sıralar mahallede akşama kadar kuşlar dolanıyor. Önceden martılar daha çoktu ama bugünlerde güvercinlerle kumrular da varlar. Pencerelerin pervazlarına konuyorlar. Sokakta kimseler yok diye rahat rahat dolaşıyorlar. Balkondan aşağıya bakınca kuşları kaldırımda görmek de ne tuhafmış! İnsansız sokaklarda hayvanların duruşları, gezinişleri de masumca ama mahzuncagörünüyor. Neden mi dersiniz? Birkaç sebeple sokağa çıktığımda, yüzümde maskemle, ellerimde eldivenimle, hatta kimi zaman güneş gözlüğümle normal olmayan görünüşümü tuhaf bakışlarla izleyen kediler oluyor. Bir kedinin yüzüme bakıp hatta takılı kalıp neler oluyor der gibi anlamaya çalışırcasına bakmasını dayıllar sonra bile anımsayacağım.

Bugünlere dair günler hepimize kâbusmuş hissi veriyor. Gün gün her şey trajikleşiyor. Umarım ki en kısa zamanda biter de eskisi gibi rahatça ve özgürce yaşadığımız o güzelim günlerimize kavuşuruz.

Üç gündür balkonun iki köşesine kumruların yemesi için ekmek, kurabiye kırıntıları, pilav koyuyorum. Görmüyoruz ama biz yokken geliyorlar. Yiyecekleri görmeyince içimden fırlayan çocukça mutluluğun bir benzeri yok, berrakça bir mutluluk bu! Tıpkı su gibi…

Twitter’a dün bu notu yazmıştım. Evet. Canlıları beslemek iyileştiriyor, bunu bugünlerde iyice anlıyorum. Aslında küçücük mutlulukların hayatın soluğu olduğunu unutmamayı da iyi kavrıyorum.

23 Nisan’a iki gün kaldı. Bu fırsatla, milletimize Ata’mızın en güzel hediyelerinden biri olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı da sevgilerle ve bahar çiçekleriyle birlikte kutlarım.

Hani eski bir resme bakarken

Hani yılları sayar da insan

Hani gözleri dolar ya birden

İşte öyle bir şey…

 

Nermin Ayduran

21 Nisan 2020 / Salı / İstanbul

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar