NERMİN AYDURAN

NERMİN AYDURAN

Mail: [email protected]

Uçun Kuşlar Uçun İzmir'e Doğru...

Uçun Kuşlar Uçun İzmir'e Doğru...

İzmirli sanatçı, müzisyen DarioMoreno İzmir’e olan hasretini, sevgisini bakın nasıl dile getirmiş.

İzmir, tatlı ve sevgili şehrim… Bir gün şayet senden uzakta ölürsem, beni sana getirsinler… Ama koynuna bırakırlarken, ‘‘Öldü’’ demesinler, ‘Uyuyor’ desinler koynunda... Tatlı İzmir’im…

Sanatı uğruna çok sevdiği şehrinden uzak kalmışsa da kalbindeki İzmir sevdası ölünceye dek canlı kalmış DarioMoreno’nun. Kırk yedi yıl sürebilen ömründe üstün başarılarına rağmen İzmir’i unutamamış.

Bir vakitler İzmir’de yaşamanın ayrıcalık olduğunu düşünürdüm. Nedense doğup büyüdüğüm şehrimi çok severdim. Sevmekten de öte bir tutkuyla bağımlılığım sürerdi. İlkbaharları ona özeldi, açan bütün çiçekler sanki başka bir yerde olmazdı. Lalelerin ve papatyaların sadece İzmir’de bu kadar alımlı renklerle, hoş kokularla kırları neşelendirdiğini hissederdim. Güzel bir yaz akşamında tenimize dokunup, seğirten imbatla kendimi balkonda sokakları, mahallemizi uzun uzun seyrederken bulurdum. Uzaklara gitmeyi düşünemez hatta istemezdim. Zihnim de ruhum da kalbim de şehrime aitti. Kendimi adadığım, her anını fevkalâde aşkla yaşadığım, gündüzünden gecesinden büyük keyif aldığım; aydınlığı, güler yüzlülüğü, samimiyeti hiç bitmeyen benim güzel İzmir’im, geçtiğimiz hafta sarsıldığı depremle beni çok üzdü.

O günden bugüne üzüntüm dinmedi. Tesiri kederim, trajedisi suskunluğum oldu. Susuyorum, susuyoruz… Oysa ecel dediğimiz o son vedamız bu kadar canımızı acıtmamalı. Böyle bir keskinlikle ve çaresizlikle dünyadan ayrılmak, ölenle birlikte kalanı da öldürüyor. Dahasıtanımasak, bilmesek de perişan olmuş o insanlarla hepimiz ölüp ölüp diriliyoruz. Sancı sancı, ağır sızılarla... Dün ve bugün biraz daha kendimdeyim, günlerdir kalbimdeki ağırlık, ağrı geçmiyor. Ne okuyabildim doğru dürüst ne de yazabildim. Mecalim, neşem yitti. Her depremde olduğu gibi İzmir depreminde de üzüntülü anlara hep birlikte şahit olduk. Gözlerimiz doldu, ağladık, yeri geldi o anları tekrar tekrar ağlayarak duyumsadık… Kendi ferahlığımıza şükür dahi diyemedik, bazenböylesi paylaşımları yadırgadık. Acıyı, hüznü, sevinci, ümidi; çocukların yorgun, neşesiz gözlerinde bir ağıtı, bir türküyü, bir ninniyi söylermiş gibi yaşadık. Canlarının enkazdan sağ çıkması için dualarla bekleyen babaların, annelerin kırarmış saçlarında, ağlamaktan şişmiş göz kapaklarında, sesleri tükenmiş soluklarındayaşadık. Tüylerimiz diken diken olurken, tenlerimiz hissizleşirken, ürpermenin de başka bir boyutuyla, aklımıza hayalimize düşmesinden kaçındığımız o amansız,görünmez umacı korkusuyla kuşandık. Kaçamak bakışlarla ve kaçamak yaşayışlarla günlere uyandık. Bunu hissedemeyenlere çattık, kavga etmek için bahaneler aradık. Herkesin gönlü, kalbi, duyarlılığı aynı değil maalesef, ancak en azından birazcık saygı olsaydı da kötü cümleler sarf edilmeseydi değil mi? Boş laflar boş kalpler gibi gelir bana. Duygusuz, hissiyatsız, gönül almaktan bihaber kalplerden pek fazla bir şey beklenemez de zaten. Söylemleri kuru gürültüden ibarettir, başka da bir şey değildir. Bu sıkıntılı günleri fırsat bilip kişisel görüşlerini söyleme gereği duymakla ne kadar aciz olduğunu kanıtlarsın. O yüzden boşunadır bu hasletler. Kişi kendinden bilir işi denir, bu söz gereksiz değildir kendisini bilene ki ne güzeldir kendini bilmek. Şu yüce duygu huzurdan mahrum mu olmak istiyorsunuz, başkalarının başına gelen olumsuzluklarla, nefret barındırdığınız o huyunuza kirli düşüncelerinizi doldurmakla emin olun ki bunu başarıyorsunuz. Sevmeyebilirsiniz, olabilir, ancak kötülüğü düşünmek bundan beslenmek, medet ummak başka bir şey.

Birkaç hafta önceydi, daha deprem de olmamıştı, annemle telefonda konuşuyoruz; annem gelmiyor musun diye soruyor, özlemiş arada hatırlatıyor. Başka başka sebeplerle epeydir İzmir’e gidemedim. Çok özledim İzmir’i anneciğim, geleceğim elbette ama ne zaman bilmiyorum, diyorum. Böyle söyleyince azıcık bozularak, ‘‘Niye İzmir diyorsun ki kızım! Beni, kardeşini, teyzelerini özlemedin mi?’’ diyerek hafiften söylendi. Gönlünü alarak telefonu kapatınca, ah annem bilmiyorsun ki İzmir’i özledim dememinmanâsını dedim kendi kendime. O öyle bir içindelik ve derinlik ki… İzmir’i özledim demem yeterdi seni ve herkesi özledim demeğe.

Fransız yazar Victor Hugo dahi İzmir’i görmeden hayran olmuş. İzmir’e gelmemesine rağmen şehrin ününden, efsaneli büyüsünden ve adını Amozanlar kraliçesi Smyrna’dan almasından etkilenip, İzmir’e şu şiiri yazmış. İzmir bir prensestir, çok güzel küçük şapkasıyla. Mutlu ilkbaharlar durmaksızın onun çağrısına yanıt verir. Nasıl vazo içindeki çiçekler gülümserse, o da denizler arasından ışıldar. Hatta arşipel’in yaratılışından çok daha tutkulu…

Şimdi de, 1992 yılında Hüseyin Yaltırık tarafından derlenen, kaynağı Zeki Oğuz’a ait olan anonim halk türküsünühep birlikte söyleyelim.

Asker ettiler beni kıdemli çavuş / Gurbet çöllerinde oldum bir baykuş / Anadan babadan yardan bir haber yokmuş / Uçun kuşlar uçun İzmir’ e doğru / Güverteye çıktım uzandım yattım / Komutan gelince selama kalktım / Anayı babayı yâri sılaya attım / Uçun kuşlar uçun İzmir’e doğru

Bunca cümlenin üstüne ne denir ki elbette her zaman, her şey bizler için. Dertler de, üzüntüler de. Sevinçlerle dolu mutlu doğumlar da… Ve de ne yazık ki olmaması gereken, türlü türlü ihmaller kurbanı olduğumuz ölümler de…

Uçun kuşlar uçun İzmir’e doğru…

Nermin Ayduran

6 Kasım 2020 / Cuma - Denizli

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar