NERMİN AYDURAN

NERMİN AYDURAN

Mail: [email protected]

Zamana Dair

Zamana Dair

Temmuzun onuncu günündeyiz. Zaman hayatımızın bir parçası. Bugünlerde zamandan, saatten, mekândan ve çeşitli karakterdeki insanlardan bahseden bir roman okuyorum. Yazarımız Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü bir elimde tutarken diğer elimle de bir taraftan göz alıcı cümlelerin altını çizip pek çok kelimeyi de defterime not ediyorum. Bir yerde şöyle diyor, ‘‘Bazen düşünüyorum ne garip mahluklarız? Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikâyet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?’’

Karantina günlerindeyken bir öğlen vakti, Tanpınar’ın bilinen romanlarından biri olan bu başarılı eserinin kitap kulübüne katılmıştım. İstanbul’da edebi yönümü geliştirebilmek adına edindiğim önemli bir şey de,değerli yazar ve şair Onur Caymaz’ın kitap kulüplerine, okuma yazma atölyelerine katılmak oldu. Salgından önce bizzat katılarak, karantina aylarında da internet aracılığıyla verdiği atölyelerle Onur Bey’in engin edebiyat bilgisi ve tecrübesinden faydalanmaya çalışıyorum. Roman okumayalı uzun zaman oldu. Öykü kitapları önceliğim. Çünkü ben de bir öykücü olma yolundayım. Bu yüzden öykülerle iç içe olup edebiyatın bu alanında kendimi daha da yetkin hale getirmeyi hedeflediğimden olsa gerek,  hem değerli yazarlarımızın hem de yeni yeni tanıma fırsatı bulduğum öykü yazarlarının öykülerini okuyor,değerlendirmelerimi yapıyor,yazacağım yeni öykülerime içten içten hazırlanıyorum.

Okuduğum her metinden bir şey öğrenmek, başka tarzları keşfetmek, ya da olumsuz olarak da, beğenmediğim biröyküyü eleştirebilmek âdetim olmaya başladı dahi diyebilirim. Araştırıp okudukça, bunun olması normalleşiyor haliyle, ancak her ne kadar bunları söylemiş olsam da temkinliyim. Çünkü haddini bilmek kendini bilmektir ve yine burada romandan sevdiğim bir cümleyi yazayım: ‘‘İnsan çocukken aldığı terbiyeyi unutmuyor.’’  Öyle…

Zamanla birlikte bu muazzam romandan söz etmemin güzel olacağını düşündüm. Karantina günlerinde içselleştirdiğim birçok konunun içinde ilk öykü kitabım, Bunlar Hep Güzden de vardı. Yayımlanmasından kısa zaman sonra sıkıntılı günler başlamıştı. Yaşamlarımızın olumsuzpek çok şeyle darmadağın olmasıyla, kaçınılmaz olarak,kendimizi sağlığımızı korumakla geçen günlerde bulduk. Sevdiklerimize, kendimize ve hiç kimseye bir şey olmasın dediğimiz karamsarlıktaki ruh halimizle başka neyi düşünebilirdik ki zaten. Ama buna rağmen günler evde geçiyorken, vaktimiz de bolken, dilimden de kalbimden de düşürmediğim şeyler oluyordu. Kendi kendime telkinler veriyor, uğraştığın emek verdiğin iş, mutlaka olumluluklarıyla sana dönecektir diyordum. Bazen tedirgin, bazen kararsız ama çoğu zaman rahattım. Kimseden medet ummadım diyemem. Öykülerimi okuyanların düşünceleri, hissettikleri, geri bildirimler… Hepsini önemsiyorum. Birisi bir şey söylese, yorum yapsa, ne hissetti, hangi öyküden daha çok etkilendi ya da herhangi birini ya da diğerini sevemedi ve de genel olarak öykülerimin okuyucusuyla buluştuğu anlardan okuduğu son öyküye kadar olan izlenimlerini, yazan biri olarak elbette merak ettim, ediyorum…

Sosyal alanlarda kitabıma dair düşüncelerini yazıp mesaj atanlarla,sosyal hesaplarında paylaşan dostlarla, özellikle de gençlerden gelen geri bildirimlerle mutlu oldum. Hepsini İnstagram hesabımda paylaşıyorum. Sonra, bir mayısakşamında, şaşkınca okuduğum, okudukça gülümsediğim, cümlelerinin sonunda da umut dolup pek mutlu olduğum bir mail aldım.Mesajını okuduğum bu kişi tanımadığım biriydi.Bir ilimizde, Türkçe Öğretmenliği Bölümünde son sınıfta okuyan üniversite öğrencisi genç bir kızımızdı. Kitabımı okuduğunu bildirip, öykülerimi incelemek için yardımcı olup olamayacağımı, biyografime hiçbir yerde ulaşamadığından dolayı benimle iletişim kurmak istediğini belirtiyordu. Okulu bitiyorken, öğretmeni tarafından verilen proje ödevinin konusu ise; bir öykücüyü, öykülerini ve kitabını, biyografisiyle incelemekti. Elbette demiştim, bu gelişmeyle de çok sevinmiştim. Yazışmalar bittiğinde aradan biraz zaman geçmişti ki incelikli, zarif mesajıyla bir kere daha sevindirmişti. Ödevini tamamlamış, bana iletmişti. Okudum okudum… Öykülerim güçlü bir özenle bir bir incelenmiş, kitabın değerlendirilmesi yapılmış, -bütün hassasiyetiyle, inceliğiyle… Cümlelerinikusursuz bir zarafetle kurmuştu,-  etkileyici bir yaklaşımla tanıtıyordu kitabımı.

Adını ve bu özverili çalışmasınızamanla duyuracağım, şimdilik bu kadarıyla bilinsin istedim.Çünkü ona gerçekten minnettarım. Yeni tanıdığı bir yazarın kitabını okuyup, ‘‘Öykülerinizle birlikte sizi de tanımış oldum,’’ deme nahifliğini gösteren, ilgisiyle ve desteğiyle kendisiyle gururlandıran, ‘‘Benim için o katı duvarlar ardında olan yazarların arasında sıcacık güneş gibi parlıyorsunuz,’’diyen, ülkemize ve gelecek nesiller adına umut vaat eden bu pırıl pırıl genç, yaşadığım sürece karşılaşmaktan onur duyduğum özel biri olacak.

Romandan bir alıntıyla yazımı bitireyim.

‘‘İnsan saatin arkasını bırakmamalıdır. Nasıl ki, Allah insanı bırakırsa her şey mahvolur!’’ Saat hakkındaki düşünceleri bazen daha derinleşirdi: ‘‘Saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman, ayarı insandır… Bu da gösterir ki, zaman ve mekân, insanla mevcuttur!’’

Son olarak, roman okumayı özlemişim :)

Nermin Ayduran

10 Temmuz 2020 / Cuma / Denizli

 

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar