Denizli
17 Haziran, 2024, Pazartesi
  • DOLAR
    32.44
  • EURO
    35.05
  • ALTIN
    2347.7
  • BIST
    9003.22
  • BTC
    69462.36$

Gelin Kayınvalide Çatışması ve Jocasta Sendromu

14 Aralık 2023, Perşembe 11:13
Gelin Kayınvalide Çatışması ve Jocasta Sendromu

Jocasta sendromu diğer bir deyişle kıskanç anne sendromu veyahut oğluna aşık anne sendromu da diyebiliriz bu durum bir annenin erkek çocuğuna hastalık derecesinde bağlılığı olarak açıklanmaktadır. Bu hastalığın patolojik narsist bireylerde görülme olasılığı daha yüksektir. Bu hastalık çocuk henüz küçükken ciddi sıkıntılara yol açmazken ilerleyen yaşlarda ciddi sosyal krizlere neden olabilir.

Günlük hayatta rastladığımız oğluna aşırı düşkün kayınvalidelerin hepsi tabi ki bu sendroma sahip değil. Bu bağlılığın hastalık oluğuna karar verebilmek için bir uzman gözlemi ve teşhisi gereklidir. Jocasta sendromunu yaşayan anneler erkek çocuklarının büyüdüğünü, kendileri dışında insanlarla vakit geçirmek istediklerini ve bebekliğe oranla annelere daha az ihtiyaç duyacağını kabul etmek istemez.

Anneyi de çocuğunu da manevi olarak yıpratan bu hastalıktan uygun tedavi ve terapi ile kurtulmak mümkündür.  Kişilik gelişim basamaklarında 0-6 yaş döneminde, anne-çocuk ilişkisi çok önemli olup, annenin karşılıksız, koşulsuz, sonsuz sevgisiyle belirlenir. Çocuk, anne ya da anne yerini tutan kişiden bu sevgiyi alırsa, özellikle de 0-2 yaş döneminde, ileride özgüvenli, kendiyle barışık, bağımsız kişilik geliştirebilecektir. Anne ya da anne yerini tutan kişiyle ilişkisi 3 yaşından itibaren değişecektir, çocuk anneden ayrışacaktır. Ayrışamayan, annesinin yakasından adeta bir rozet gibi düşmeyen, yuva ve anaokuluna gitmeyen çocukların arkalarında ayrışamayan anneler vardır. Öncelikle anne, çocuğunun kendisinden ayrılabilmesi için kendisinin izin vermesi gerektiğini bilmelidir. Anne kendi korku ve kaygılarını çocuğa yansıtmadığı zaman, çocuğunun ondan sağlıklı bir şekilde ayrışacağını unutmamalıdır. Anneler çocuklarını, kendilerinin bir uzantısı gibi görür, çok koruyucu ve kollayıcı anne modeli çizerken, aynı zamanda çocuklarının BAĞIMSIZ ve ÖZGÜVEN sahibi olmasını da beklememelidirler. Bilinçaltında kendinden kopuşun dayanılmaz acısını yaşayan anne, benim çocuğum daha çok küçük, yapamaz, beceremez, düşer, hastalanır, hiç kimse benim gibi ona bakamaz gibi korku ve kaygılarını, ileride oğlu evlendiğinde de oğlunun bakımı, yemeği, rahatı gibi durumlara taşır. Gelin de kendi tarzında biri değilse, oğlunun çalışıp, yorulup bir de evdeki sorumluluklarını yerine getirmesinin, yemek yapmak, çocuk bakımı, ütü gibi işlerde eşine yardım etmesinin oğlunu üzdüğünü, yorduğunu düşünür. Üstelik gelin, kendi kızından ve kendinden daha rahat bir yaşam içerisindeyse geline olan olumsuz duygularını ve fikirlerini daha da büyütür ki burada en çok yıpranan, arada kalan, zorlanan oğul olur, her iki kadın tarafından çok sevildiği söylenen ve paylaşılamayan erkek iki kadın tarafından da hezeyana uğramış olur.

Baba figürü de ailede çok önemlidir. Genellikle sağlıklı bir ailede, baba figürünün etkin olduğu ailelerde, anne oğluna sağlıksız bir bağlanma göstermiyor. Çünkü ona sahip çıkan, onu koruyan ve kollayan bir erkek vardır. Ailede baskın, müdahaleci, herkese her istediğini yaptırmaya çalışan ben merkezli anneler ya da mağdur, sızlanan, hastalık ve şikayetleriyle ilgiyi kendi üstüne çekmeye çalışan anneler, eşlerinden yeterli ilgiyi göremeyen kadınlardır ve bütün ilgilerini oğullarına aktarmakta, çocuklarıyla var olma çabasına girmektedirler. Hayatta varoluşlarını evlatları üzerinden gerçekleştiren anneler anne bağımlısı kişiler yetiştiriyorlar.

Özgüven sorunu yaşayan kişiler de anneden beslenmeye devam ediyor ve anneden ayrılmak çok zor geliyor, anneden ayrılmak adeta ölüm gibi algılanıyor, o halde ölümden kaçmak, yaşayabilmek, var olabilmek için annesinden kopamıyor, ayrışamıyor, çünkü tek bildiği yaşama biçimi bu. Anne bağımlısı kişiler, annelerinin gölgesi gibi, birey olamamış, sorumluluklarını yerine getiremeyen ya da sorumluluklarını yerine getirirken yoğun sıkıntı ve bunaltı yaşayan, kendi kararlarına güvenemeyen, karar aşamasında çözümü hep annelerinden bekleyen kişilerdir ve eş seçimi yapılırken mutlaka uzak durulması gereken tiplerdir.

Özetle diyebiliriz ki:

-Çocuğumuzu çok sevelim, sevgimiz karşılıksız ve koşulsuz olsun.

-Çocuğumuzun gelişimine, bizden ayrışmasına izin verelim.

-Çocuğumuzun hayatına müdahaleci olmayalım ancak sınırları ve sorumlulukları da unutmayalım.

-Özgüvenli ve bağımsız yetişkinler yetiştirebilmek için, kendi kaygı ve korkularımızı, önyargılarımızı onlara aktarmayalım ve onları sevgi, saygı, güvenle güçlendirelim.

Peki gelin kayınvalide çatışması önlemek sağlıklı bir ilişki yürütmek mümkün mü?

Elbette ki mümkün bunun için çiftler kök ailesinden sağlıklı bir şekilde ayrışmış çekirdek ailesini kurmuş olmalıdır. Sağlıklı bir şekilde kök ailesinden ayrışmayan eşler ve ayrışmasına izin vermeyen anneler yukarda da belirttiğimiz gibi birçok soruna sebep olmaktadır.

-Çocuğunuzun evine çok sık ziyaretler yapmayın haberli ve mümkün olduğunca davet edildiğinizde gidin çat kapı ziyaretler yapmayın bir tartışmaya denk gelebilir ya da siz geldiniz diye bir programlarını iptal etmek durumunda kalabilirler.

-Çocuğunuzun eşine arada küçük hediyeler alın bilgi ve tecrübelerinizi olumlu dil ile aktarın eleştirel bir dilden kaçının.

-Çocuğunuzun eşine mümkün olduğunca destek olun sorun ve sıkıntılarda tarafsız olun benim çocuğum kesinlikle suçsuzdur diye düşünüp çocuğunuzun eşine sürekli ön yargılı davranmayın.

-Çocuğunuza eşin şöyle dedi böyle dedi deyip sürekli dert yanıp şikayet etmeyin gelininizle olan sorunları kendisi ile çözün.

Çocuğunuzu eşine karşı doldurmayın.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.