YALÇIN CAN

YALÇIN CAN

Mail: [email protected]

NASİHATLERLE ÖĞRENİYORUM

NASİHATLERLE ÖĞRENİYORUM

Son yıllarda siyasi kimliklerin müptezellikten soytarılığa oradan da şakşakiliğe dönüşmesi sebebiyle kendini tutamayıp siyasete giren bir kişi olarak çevremden aldığım tepkileri yazacağım bu yazımda. Yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için soytarı nedir açıklayayım. Soytarı; kralın güvendiği, krala doğruları söyleyebilen ve kralı güldüren kişidir. Şakşakide kralın doğru ya da yanlış her sözünü onaylayan ve alkışlayan kişi demek.

Geçen yıl Mart ayından beri yerel siyasette adımın geçmesiyle birlikte çevremden gelen tepkileri değerlendirip kendimce veriler elde etmeye çalıştım, çalışıyorum. Siyasete dahil olduktan sonra bazı sözlü sataşmalar, itirazlar, yumuşatılmış tehditler ve nasihatler aldım. Bana en ilginç gelen çevremi tanımama yarayan nasihatlerdi. İşte aldığım nasihatler ve bendeki karşılıkları:

-Nankör olma, yirmi yıl önce neydik, bak şimdi nerelere geldik. (Sorgusuz sadakat. Liderin insan olduğunu, her canlı gibi doğup büyüyüp yaşlanıp ve öleceği ilahi emrini reddetme. Ortada bir başarı varsa sahibi tepeden biridir. Ekip yoktur kahraman vardır).

-Esnafın,işletmecinin partisi olmaz, işini yap sesini çıkarma, çökerler şart olsun. (korku, bencillik, güvensizlik)

-Vatan haini derler valla, uzak dur bu işlerden.(Devlete, kurumlara ve bürokrasiye güvensizlik).

-İngiliz/Amerikan uşaklarının yanında ne işin var? (Güven sorunu, bizden değilsen ya da bizim gibi düşünmüyorsan kesin hainsindir).

-İşine odaklan, doldur keseni, gayrimenkul al, kiraya ver keyfine bak. (Bencillik, beton aşkı, gelecek kaygısı, tevekkül eksikliği).

- Siyaset pis iş, iki günde kaydırırlar ayağını. Üzülürsün. (Siyasete ve siyasetçiye güvensizlik)

-Bütün dünya bizi yok etmeye çalışıyor, ayrı gayrı zamanı değil. (Kuşatılmışlık, kuruntu,  paranoya)

-Bu memleketin ağır sorunları var, nasıl çözeceksiniz? (Umutsuzluk, özgüven eksikliği)

-Irak, Suriye ve Libya’dayız, çok kritik zamanlar. İktidara destek olmalıyız. (Yayılmalıcık, Ortadoğu abiliği ve bitmeyen rüyaümmet liderliği)

Nasihatçilerimi dinledim ve kendimce veriler elde ettim. Aldığım olumlu tepkilerin yanında cesaret verici temennilerin de her geçen gün arttığını görmekteyim. Bu deneyimler için bile siyasete girmiş olmak yeterli bir sebep.

Nasihatler üstüne bazı çözümlemelerim var.

İlk çözümlememiz güven sorunumuz üstüne. Bu ülkede kimse birbirine güvenmiyor. Kurumlara, amirlere ve devlete güven de yerlerde sürünüyor. Prof. Yılmaz Esmer’in güven konusunda yaptığı Dünya Değerler Araştırması’nda Türkiye ile ilgili ilginç sonuçlara ulaşmış. “İnsanların çoğuna güvenilebilirim” diye düşünenler Danimarka’da yüzde 76, Norveç’te yüzde 75 düzeyine ulaşırken Türkiye’de sadece yüzde 12 düzeyinde kalmış.

Güven seviyesi, toplumsal özgürlüklerle ilişkili bir kavram. Özgürlükler üstüne çalışmalar yapan Freedom House’ın 2020 raporunda Türkiye dünya sıralamasında 146. sıraya gerilemiş. Türkiye, son on yılda özgürlüklerin en çok gerilediği Mali’den sonra ikinci ülke olmuş. Raporda Türkiye  “özgür olmayan ülkeler” kategorisinde yer almaktaymış.

Özgürlük dolayısıyla güven için basitçe şunlar gerekli:

- Hukuk devleti (Mülkiyet hakları ve sıfır rüşvet)

- Sınırlı devlet (Kamu harcamaları ve mali özgürlük)

- Mevzuat etkinliği (İş, emek ve parasal özgürlük)

- Açık piyasalar (ticaret ve yatırım özgürlüğü)

Türkiye’de bu dört maddeyi bile etkin hale getirebilsek kim bilir nerelerde oluruz?

İkinci çözümlememiz kuşatılmışlık üstüne.

Dindar olsun laik olsun tüm toplumun genlerine işlemiş bir hastalığımız var. İttihat ve Terakki’nin de var olma sebeplerinden biri olan ‘’kuşatılmışlık’’ ya da parçalanma korkusu. Bu hastalığın bu günlere kadar gelmesinin bir sebebi de elbette popülist siyasetçilerin şişirdikleri, işlerine gelen korkular. Sıkışan siyasetçi, ‘’laiklik elden gidiyor’’, ‘’din elden gidiyor’’, ‘’şeriat geliyor’’ ya da başına büyük kelimesini ekleyip İsrail, Ermenistan veya kürt devleti projeleri diye bağırmaya başlıyor. Bu yöntem adeta trolle balık avı gibi zahmetsiz oy toplama yöntemi. Bildiğim kadarıyla trolle balık avı deniz canlılarına büyük zarar veriyor.

Geçen yüzyılın imparatorluk başkentlerinden sadece Londra ve Moskova işgal görmemişken başkentimiz İstanbul’un 1918-1923 yılları arası işgale uğramış olması böyle güçlü bir refleksin oluşmasında bir sebep olabilir. Ancak günümüzde toprak savaşlarının artık getirisi olmadığını, asıl savaşın teknoloji, yetişmiş insan gücü ve enerji kaynaklarının paylaşımı üstüne olduğunu bilmemize rağmen hala yüz küsur yıldır bu hastalıktan kurtulamıyoruz. Benzer travmayı yaşamış Almanya ve Japonya’nın sağlıklı bir yas döneminin ardından yaşanan acıları toplumsal hafızada doğru yerlere yerleştirdiğini ve yenihikayeler yazmaya devam ettiğini görmekteyiz.

Son çözümlememiz kirlenmiş siyasetin toplumun siyasete katılımını engel teşkil etmesi. Siyasetin kamu menfaatinden çok kişisel çıkar için yapıldığını düşünenler bir hayli fazla. İnandırıcılığı kalmayan ve yaşayanlar için çözüm üretemeyen siyasiler; dava, din, ülkü, beka veetnik kimlik üzerinden kendilerini anlamlandırmaya çalışıyorlar.

Siyaset sorunları çözme sanatıdır ve partiler demokrasinin kan damarlarıdır. Toplumun siyasete ve STK’lara katılımı ne kadar fazla olursa demokrasi o kadar güçlü olacaktır. İtalya ve Amerika’da varlıklı ailelerin, çocuklarından birini siyasete hazırladığını duymuş olmalısınız. Bunda amaç tabi ki bireysel çıkarları değil, aksine siyaset kurumuna dolayısıyla demokrasiye destek olmaktır.

Güçlü bir demokrasi geleneğimizin oluşması için çocukları ve gençleri siyasete girmeye teşvik etmeliyiz. Etmeliyiz ki okyanus ötelerinden gelen fısıltılarla her on yılda bir askeri darbe yapmaya kimse cesaret edemesin.

Sonuç olarak, yıpratıcı da olsa kamu menfaati ve vakıf bilinciyle siyasetin içinde olmak insana ilahi bir huzur ve ödenmesi gereken bir borcu kapatıyor olma rahatlığı veriyor. Unutmayın bizi sadece nitelikli siyaset ve siyasetçilerden beslenen demokrasi kurtarabilir.

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar