NERMİN AYDURAN

NERMİN AYDURAN

Mail: [email protected]

İlkim, ‘‘Bunlar Hep Güzden’’

İlkim, ‘‘Bunlar Hep Güzden’’

Kış gecesi. Şubatın ikisi, üçüncü güne girmeye yirmi dakika kaldı. Günler geçip gidiyor. Bir bakıyoruz ki ay bitmiş, aylar geçmiş, yıl bitmiş. Böyle böyle yıllar geçip gidiyor. Tükenen sadece yıllar değil elbette, kendimizden de ne çok şey tükeniyor. Sonbahara Söyle başlığını verdiğim öykümde bazı kısımlarda dile getiriyorum,  ‘‘Bildiğimtekbirşeyvarartık, herşeybirşekildegeçiyor. Geçenherşeykadar.’’

Kış gecelerini ayrı severim. Yalnızken kitap okumanın, ailecek film izlemenin, üşüyünce battaniyeye sarınıp uzanmanın sıcaklığı insanın içinde çiçeklenen huzur gibidir. Ihlamur kaynatıp kestane pişerken, portakal ve ayva dilimlerken, mutfaktan evin odalarına dağılan şifaya ve mutluluğa dair kokuların güzelliğindedir uzun kış geceleri.

Birdenbire duyduğumuz afetler, depremler, hastalıklar, ölümler de olmasaydı geçip giden günlere sadece sağlıkla, neşeyle doldurduğumuz anları eklesek de öyle gönderseydik ne güzel olurdu. Ancak mümkünsüz bir şey bu biliyoruz ki. Kendimizi bildiğimizden beri bu böyle gelmiş böyle gidecek. Dünyadaki ıstıraplar, yaralar, musibetler ne yazık ki sürecek. Kendimize ve de sevdiklerimize zarar verecek her şeyden sakınacağız, ürkeceğiz. Gördüğümüz duyduğumuz ne çok olumsuzluk var, gün geçtikçe de maalesef artıyor. Hayat değerli, varlığımız da tabii. Öyle de olmalı.

İnsanlar birbirlerine bir kötü günlerde bir de güzel günlerde tutunurlar. Geçtiğimiz günlerde Elazığ’da deprem olduğunda hepimiz çok üzülmüştük. Yıkılan binalarda kalan insanlarımızın kurtarıldığı görüntülerle ağlamıştık. Yardımlarla, dualarla destek olmuştuk. Bayramlarda, düğünlerde de sevinçlerle bir araya geliriz. Birbirimize iyi dileklerde bulunuruz. Her iki durumda da destek vardır, iyi niyet ve güzellik vardır.

Bu güzellikleri sürdüren bir şey daha vardır, o da sanattır. Sanatla ilgili olan her şey; tiyatro, resim, müzik, edebiyat, el sanatları ve daha pek çok uğraşı ve emek. İnsanı oyalayan, zihnini açan, özgüvenini arttıran, içsel yolculuklara çıkaran, çeşitli çevrelerle buluşmayı sağlayan ve en önemlisi de insanın kendisine olan saygısını, sevgisini fark ettiren çabalamalara ulaştıran araçtır sanat. Kendimizi keşfetmenin en doğru en şeffaf yoludur. Uğraşımız her neyse onu emek emek dokuruz. İlmek ilmek dokunan halılar, kanaviçeler, danteller gibi…Biliriz ki emek verilen her iş değerlidir. Durup dururken bir şeyler üretmenin mucizevi enerjisinden vazgeçilemez, zaten insanlık bunu keşfettiği günden bugünlere değin durmaksızın üretir durur.

Ülkemizde sanata ve sanatçıya gereken önem verilmezken, bu alanda olan uğraşılara da nasıl emek verildiği görmezden gelinebiliyor. Oysaki oldukça yorucudur bu uğraşılar.Zamana yayılan uzun bir özveridir. Ciddiyetle olduğunda, sabrı azmi gayreti öğretir. Denilenlere kulak tıkamanın, bir nevi kendine dönmenin, üretirken sorgulamanın, derin düşünmenin kuyusuna düşmüş gibi bir histir bu.

İki yıl önceydi, bahsettiğim bu incelikli kuyuya düşmek isteyip istemediğimi kendime sormuştum. Tereddütsüzdüm. O kuyuya girmeliydim. Sonra da adım adım çıkmalıydım oradan.

Elimden geldiğince, gücüm sağlığım yettiğince gayret ettim. Hiçbir şey yorulmadan oluşmaz. İstemeden de olmaz. ‘‘Ee ne yazdın bu kitapta?’’ diye soruyor kimi tanıdıklar. Hayatı yazdım diyorum, içtiğimiz suyu, yediğimiz ekmeği, korkularımızı, sevinçlerimizi, özlemlerimizi…

Öyküler yazdım, hepimizin öykülerini, diyorum.

‘‘Bunlar Hep Güzden’’ yayımlandı. Okuyucularını bekliyor ve onu tutan, okuyan herkese gönülden teşekkür ediyor. Bense yeni bir kuyuya düşmenin hevesindeyim.

 

Nermin Ayduran

3 Şubat 2020 / Pazartesi

 

 

Facebook Yorum

Yorum Yazın