YALÇIN CAN

YALÇIN CAN

Mail: [email protected]

Siyaset, Bilgelik ve Yarınlar

Siyaset, Bilgelik ve Yarınlar

Siyaset kelimesi Arapça kökenli olup kısaca “eğitmek” anlamına gelir. Kısaca siyaset bir yönetim sanatıdır ve bu sanat gücünü çatışmaların çözüm sürecinde kendini gösterir. Kullanıldığı bağlama göre farklı anlamlara gelse de biz “dialog ve uzlaşma” içeren tanımından bahsedeceğiz.

Türk tipi siyaset denilince akla; kamplaşma, nepotizm (yeğencilik), köşeyi dönmek ve popülizm (halk yağcılığı) gibi kavramlar gelir. Bu ön yargı sebebiyle konuşulması ve yapılması riskli bir alan olarak görülür ve bu durum Türkiye’de siyasetin çoğulculuğuna dolayısıyla verimliliğine engel teşkil eder. Toplumun “niyeti halis”  kesimlerinden yeterli rağbet görmez ve temelinde ilkeler olan kurumsal parti örneklerine rastlamak zordur. Genelde kişiler ve isimler üstünden dinamizmden yoksun bir “meslek” olarak yapılır. Yakın tarihimizde güçlü başlangıçlar yapan siyasi partiler bir süre sonra destek aldığı kitleyi korumak için popülist söylemlere yönelirler,ne yazık ki bunun şu ana kadar istisnası yoktur. Merkezinde “Kamu menfaati” olan politikalar rafa kalkar yerine acıları dindiren, anlık haz veren ve günübirlik politikalarla iktidar süresi uzatılmaya çalışılır.

Ayrıca iktidar olmak yorucu ve riskli bir alandır, hele ki uzun yıllar iktidarda kalmanın yıpratıcı etkisini kimse reddedemez. Çözüm olarak siyaset; Bir maratondan çok bayrak yarışı gibi yapılmalı, içeriğinde teknik, dayanışma ve eşgüdüm gibi özellikleri içermeli ve amaç en kısa zamanda en yüksek verimi almak olmalıdır.

Şimdi kısa bir yakın tarih turuna çıkalım.

Adnan Menderes; Ben orduyu yedek subaylarla da yönetirim.(1957)

Turgut Özal; Irak savaşına Amerikalıların yanında girersek, bir koyar üç alırız.(1990)

Necmettin Erbakan; Geçiş dönemi sert mi olacak yumuşak mı olacak,tatlı mı olacak kanlı mı olacak?(1994)

Süleyman Demirel: Faili meçhullere kurban gidenlerin ailelerine, ‘’Çocuklarınız benim cebimde mi çıkarıp vereyim?’’(1992)

‘’Başörtülü okumak istiyorsan Arabistan’a filan git’’.(2006)

Tansu Çiller; Bu millet uğruna,bu devlet uğruna kurşun atan da kurşun yiyen de şereflidir.(1996)

Bülent Ecevit,Burası devlete meydan okunulacak yer değildir.Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz.(1999)

Selahattin Demirtaş,YPG Fırat’ı geçecek Sen de mal mal bakacaksın.(2015)

Deniz Baykal;16 Nisan’da referandumdan ‘’hayır’’ sonucu çıkarsa, 1922’de İzmir’de düşmanı denize dökmüş gibi sevineceğiz.(2017)

İmkan olsa bu cümlelerin sahiplerine,’’Hala aynı fikirde misiniz?’’ diye sorsak acaba kaçı ‘’evet’’ derdi.

Amacımız kimseyi rencide etmek değil,tarihten dersler çıkarıp geleceğe hazırlanmak.Sırası gelmişken büyüklerimizden ahirete intikal edenlere rahmet,sağ olanlara da Allah’tan uzun ömürler dileriz.

 Söz konusu siyasetçilerimizin bu açıklamaları sonrası başta kendilerine verdikleri zarar olmak üzere ülke barışınaolumsuz etkilerini anlatmak istesek sayfalar kifayetsiz kalır. Elbette ki, ‘’Elim sonuçların tek sebebi bu açıklamalar’’ demeyeceğim, tabii ki de değil.

Antik Yunan’da birçok bilgeye atfedilen‘’TemetNosce’’(nosce te ıpsum)yani’’Kendini Bil’’ sözü şimdiki Yunanistan’ın Delfi Kasabasındaki Apollon Tapınağının kapısına yaklaşık 2400 yıl önce yazılmıştır.Üzerinden asırlar geçmiş olması değerini eksiltmemiştir.

Bizdeki karşılığı da Yunus Emre’de

‘’İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir’’

Dizeleriylevücut bulur.

Filozof SorenKierkegaard’da’’Kişi, herhangi birşeyi bilmeden önce kendini bilmeyi öğrenmelidir.’’ der.

İnsan kendini bilmeye başladığında;

- Sahip olduğu güçlü ve zayıf yönlerinin, amaç ve değerlerinin ve gücününfarkında olur.  

- Kontrolünde zorlandığı yönlerini bilir.   

 – İnsanlarla iletişimi kuvvetli temellere dayanır. 

 - Olayların ve dünyanın farkında olur ve bunları doğru değerlendirir.
- Çevresindeki insanlarla barışıktır.
- Yaşayacakları karşısında neler hissedeceğini, neler düşüneceğini ve nasıl davranacağını öngörebilir.
- Ekip çalışmasına yatkındır.
- Daha kolay empatikurar ve sabırlıdır.
- Sorunları büyütmek yerine çözüm üretmeye çalışır.- Sürekli gelişim içerisinde olur.

Kendini bilme şartından sonra ’’ çevreyi bilmek’’ koşulu gelir. Çevreyi tanımak için gözlem yeteneğimizgüçlü olmalıdır. İyi bir gözlemci olmakdoğuştan gelen bir özellikten çok geliştirilen bir yetenektir.Çevremizin hassasiyetlerini, zayıflıklarını ve güçlü yönlerini analiz etmiş olmakhedefe giden yolumuzun pusulası olur ve başarının olmazsa olmazıdır. Eğer bir kitleye yön vermek istiyorsanız iyi bir gözlemci olmalı ve elde ettiğiniz bilgiyi kullanmasını da bilmelisiniz.İlaveten siyasetçi kimliğimiz de varsa kılı kırk yararak hareket etmek,konuşmak,kontrolsüzve duygusal tepkiler vermemek gerekir.Temsil sorumluluğu hayatidir vesiyasetçi hücrelerine kadar bu sorumluluğu hissetmelidir.

 Önce kendimizi sonra çevremizi bilmeli, usul ve yordam temelinde iletişim kanallarımızı daima açık tutarak sorunları çözmeye çalışmalıyız.

İddiamızın ispatı içinbasit bir kıyas yapalım; 1991 yılındaLeyla Zana ve Hatip Dicle’nin sebep olduğu‘’anlamsız’’yemin krizi ve ardındangelişen hukuki süreçsonrası meclis genel kurul çıkışı vekillerin tutuklanmasına kadar gitmişti.Daha acısımecliste güneydoğu bölgesinin temsiliyeti onaltı yıl sekteye uğramış sonuçta Kandil’in değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramamıştı.Ta ki 2007 seçimleri sonrası yemin töreninde Ahmet Türk ve bir grup DTP’li vekilin MHP sıralarına gidip tokalaşması,MHP Genel Başkanının da DTP’li bir kadın vekilin yemininden sonra alkışlaması milletin yüreğine su serpmiş, siyasetin içimizi ısıtan tarafına şahit olmuştuk. Siyasette ders niteliği taşıyan bu vakadan umarım hepimiz dersler çıkarırız.

Bir siyasetçinin en önemli silahı sözleri ve olaylara yaklaşımıdır, işinde mahir siyasetçilerin yaşadığı topraklarda acı,küskünlük,ötekileştirme,güvensizlik, korku ve öfkeolma ihtimali daha azdır.

Son olarak  ‘’Yakın geleceğin siyasetçilerinde ne türnitelikler olmalı? Sorusuna kısaca cevap arayalım.

Yakın geleceğimizi, klasik sağ-sol ideolojilerinin veya kimlik siyasetinin yerinemerkezinde ‘’ insan’’olan batının çağdaş değerlerini ve doğunun bilgeliğini özümsemiş, kalbinde kin ve nefrete yer olmayanön yargılardan arınmış siyasetçilerin yön vereceğine inanıyorum.

Bu konuda genç politikacı Evrim Rızvanoğlu’na kulak verelim:

‘’Gelecekte Türkiye’nin yıldızını kimler parlatacak biliyor musun?

Ülke sorunlarına soyut ideolojik inançlarla ya da gizli ajandalarla yaklaşan siyasetçiler değil, iyimser siyasetçiler yapacak bunu.Evet, sorunları çözmek ve var olan ihtiyaçlara cevap vermek için melezpolitikalar üreten siyasetçiler Türkiye'yi gelecekle buluşturacak.Toplum, kendisiyle kavga eden, inatlaşan ve didişen siyasetçilerle değil, halka danışan, uzmanına danışan, tartışan, uzlaşan, ayrım yapmayan ve hoşgörü sahibi siyasetçilerle el ele tutuşacak.’’ (HibritTürkiye,İndependent Türkçe.11/09/2020)

‘’Herkes bize düşman’’illeti veya kolaycılığına tenezzül etmeyen gidişattan huzursuz duyarlı bireylerin söz alma zamanı çoktan geldi. Perdeleriaralayıp pencereleri açacak, elinde bir zeytin dalıyla dışarıya çıkıp yüzümüze kapanan kapıları tıklatacak, ülke menfaatlerinden de taviz vermeyecek cesur bilgelere her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Bu cesaretin bir bedeli olacaksa da bunu ülkemiz için ödenmesi gereken bir borç bilmek adımlarımıza kararlılık verecektir.

YazımıBertan Rona’nınbir sözüyle bitiriyorum.

‘’Bu dünyada en çok cesaret isteyen şeylerden biri,kusursuz ve tatminkar yalanlar yerine kusurluve rahatsız edici gerçekleri tercih edebilmektir.’’

Bilgelerin ışığında geleceğimizi inşa etmek umuduyla…

 

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar