Emine Gündüz Menteş

Emine Gündüz Menteş

Mail: [email protected]

YÜREĞİMİN ŞAİRİ AHMET ERHAN

8 Şubat Ahmet Erhan’ın doğum günü. Bu yazıyı hem bu sebeple hem de içimde ona karşı bitmeyen ve daima çoğalan sevgiyle yazmak istedim. Gerçi birine duyulan sevgi kolay kolay kelimelere dökülebilen bir şey değildir ama biz buna her seferinde cüret ederiz nedense. Yazmak hissinin kaçınılmaz sonu… Elimizden de yazmaktan başka bir şey gelmez ki… Ahmet Erhan okuru kendi içinde çok özel ve samimi bir kitle buna eminim. Ömrüm boyunca o benim yüreğimi anlayan ve anlatan tek şair olarak kalacak. Benim yüreğimin şairi: Ahmet Erhan…

Ahmet Erhan 8 Şubat 1958’de Ankara’da doğdu. Çocukluğu ve ilk gençliği Mersin ve Adana’da geçti. Hayatının çoğunu Ankara’da geçirdi. Gazi Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimi gördü. Adana Demirspor’da Fatih Terim’le top koşturdu. Sakatlığı sebebiyle futbolu bıraktı. Terim Galatasaray’a giderken Ahmet Erhan şiire yöneldi. Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yaptı. Aslında kendi adını kendi koydu. Asıl adı Erhan Bozkurt’tur. Babasının adını adı olarak almış ve gerçek adını da soyadına eklemiştir. Böylece Türk şiirinde Ahmet Erhan olarak tanınmıştır Bir şiirinde şöyle der: “Erhan Bozkurt konuşuyor: 8.02.1958. Ahmet İzzet’ten olma, Emine’den doğma.” Erhan Bozkurt, Ahmet Erhan’ı Yargılıyor adlı bu şiiri öyle bir şiir ki! Ahmet Erhan adeta hayatının bir fotoğrafını çektikten sonra bunu şiire dönüştürüp elimize vermiş gibi. Ne zaman okusam içimde oluşan duygunun tarifi yok. Şiir bitince ağlamaklı olan bir çift gözüm, dile gelmeyen bir iç yanması…

23 yaşında Alacakaranlıktaki Ülke adlı kitabıyla Behçet Necatigil Şiir Ödülü’ne layık görüldü. Bu kitapta en çok o zamanın Türkiye’sini ve ölümü anlatır. Kaybettiği arkadaşlarını, gözünün önünde ölen dostlarını ve dönemin içinde ateş topu gibi kıvrılıp büyüyen acısını… Ve şöyle der kitapta: “ Ülkemin üstündeki bu alacakaranlık/Bu tedirginlik, bu çılgınlık, bu sancı biterse eğer/Bırakacağım şiir yazmayı…” Ahmet Erhan o düşlediği Türkiye’sine hiçbir zaman kavuşamadı. Bundandır ki 23 yaşında yazdığı bu dizelerden sonra yıllarca şiir yazdı. Ödül töreninde Edip Cansever ona: “Evlat ne çok bahsetmişsin, daha gençsin oysa, kimden öğrendin ölümü…” demiştir. Kitapları birçok ödüle değer görüldü. Şiirleri yabancı dillere çevrildi. Ahmet Erhan’ı bu hayatta en çok üzen şeylerden biri önce babasının ölümü sonra arkadaşlarının genç yaşlarında ölmeleri olmuştur. 1993 yılında Sivas Katliamında kaybettiği yakın dostu Behçet Aysan da onda derin yaralar açmıştır. Babasızlığını, arkadaşlarının ölümlerini, darbe dönemini, yalnızlığı ve en çok da ölümü onun şiirlerinde görürüz. Buna karşın lirizm de güçlü sesiyle dizelerinde hissedilir. Onun şiirleri öyle bir şeydir ki hem umut hem umutsuzluk vardır. Aşk, sevmek, acı ve hüzün. Şiirindeki temalar oldukça zengindir. Öyle ki Türkçeyi en güzel kullanan şairlerden biridir zaten. Türk şiirini şiirleriyle bambaşka yerlere getirir ve zenginleştirir.

Şiirlerinden birkaç dizeyi de burada paylaşmak istiyorum.

“Ölüm gelir. Bir kapıyı örter gibi/Doğum tarihlerine, düşlere aldırmaz.”

“Ölüm ki ancak bir başka ölümle yıkanır/Teneşirler bu yüzden hep beyaz kalır.”

“Hangi nehirler sığmaz yataklara bilirim/Görürüm her duruşun bir inceliği vardır/Gençliğim tutuşturur ellerimi/Oysa bir kavganın yeşeren tomurcuğuna/Su taşıyan da bendim/Ellerinin kanadığını görüp ağlayan da…”

“Yüreğimi bir kalkan bilip sokaklara çıktım/Kahvelerde oturdum çocuklarla konuştum/Sıkıldım, dertlendim, sevgilimle buluştum/Bugün de ölmedim anne”

“Kendi cebinde paslı bir bıçak taşıyan biri/Önüne çıkan herkesi katil sanıyor”

Ahmet Erhan Ankara gibi soğuk ölümlerin, Akdeniz gibi sıcak ve lirik şiirlerin şairiydi. Onu bu kadar çok sevmemin sebeplerinden biri de şüphesiz samimiyetini ve sıcaklığını dizeleriyle bana hissettirmiş olması. İnsan hiç görmediği birini nasıl bu kadar çok sevebilir bilemiyorum. Hayatıyla içimde garip bir coşku ve burukluk bıraktı. İyi ki doğdun yüreğimin şairi. Seni seviyorum, seni pek çok seviyorum. Daima…

Facebook Yorum

Yorum Yazın